Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor! » Kırklar Haber
Yükleniyor...
Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor!

Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor!

Bahar Çelik

05-10-2026 15:14
5 Ekim 2026 15:46
Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor!

ÖZEL HABER

 

Trakya’nın verimli tarlaları, su kaynakları, ormanları ve doğal yaşam alanları yeni bir tartışmanın merkezinde…

Edirne’den Kırklareli’ye, Tekirdağ’dan Çanakkale’nin Gelibolu ilçesine uzanan acele kamulaştırma kararı, bölgede yalnızca mülkiyet meselesini değil, Trakya’nın geleceğine ilişkin daha büyük bir soruyu da gündeme getirdi:

 

  • Enerji arama faaliyetleri genişlerken Trakya’nın toprağı, suyu ve doğal yaşamı ne olacak?

 

5 Eylül 2026 tarihli ve 33361 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin Gelibolu ilçesindeki bazı taşınmazların petrol ve doğal gaz/kaya gazı arama faaliyetleri kapsamında acele kamulaştırılmasına karar verildi.

Petrol ve doğal gaz/kaya gazı arama faaliyetleri kapsamında acele kamulaştırılma kararının verilmesinin ardından gözler yeniden Trakya’ya çevrildi.

Çiftçilerin üretim alanları, yeraltı ve yüzey suları, ormanlar ve ekosistem üzerindeki olası etkiler tartışılırken, çevre aktivisti Özgür Aksun dikkat çeken bir uyarıda bulundu: “Gidecek başka bir yerimiz yok. Kaybedecek başka bir Trakya’mız da yok.”

  • Peki bu karar Trakya için ne anlama geliyor?
  • Enerji arama faaliyetlerinin genişlemesi tarım arazilerini, su kaynaklarını ve doğal yaşamı nasıl etkileyecek?
  • Kamulaştırma kararı çiftçiler açısından hangi sonuçları doğuracak?
  • Trakya’nın geleceği gerçekten bir eşikte mi?

 

Bu soruları, Trakya’daki ekoloji mücadelesinin öne çıkan isimlerinden Özgür Aksun’a sorduk.  Aksun, Trakya’nın yalnızca bir üretim alanı değil, birbirine bağlı büyük bir yaşam ekosistemi olduğuna dikkat çekerken, sürecin tek tek sondaj kuyuları üzerinden değil, bölgenin tamamında yaratabileceği kümülatif etki üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

İşte Özgür Aksun’un değerlendirmeleriyle Trakya’nın geleceğine ilişkin merak edilenler…

 

  • “Trakya’nın geleceği tehlikede” dediğinizde tam olarak neyi kastediyorsunuz?

 

“Trakya’nın geleceği tehlikede derken slogan atmıyorum. Bir yaşam coğrafyasının taşıma kapasitesinden söz ediyorum. Trakya yalnızca üzerinde yaşadığımız bir toprak parçası değil. Türkiye’nin en önemli tarım havzalarından biri, İstanbul’un hemen yanı başındaki çok değerli bir su ve gıda havzası, ormanlarıyla, meralarıyla, sulak alanlarıyla ve kıyılarıyla birbirine bağlı büyük bir ekosistem.

 

Üstelik Trakya uzun yıllardır sanayileşmenin, plansız yapılaşmanın, taş ve maden ocaklarının, enerji yatırımlarının ve yoğun yeraltı suyu kullanımının baskısı altında. Ergene’nin başına gelenler bize aslında çok ağır bir ders verdi. Bir çevresel sorunu tek bir fabrika, tek bir kuyu ya da tek bir tesis üzerinden değerlendirdiğinizde büyük resmi göremiyorsunuz. Yüzlerce küçük müdahale bir araya geldiğinde bir havzanın su rejimini, tarımsal niteliğini ve ekolojik bütünlüğünü değiştirebiliyor.

 

Şimdi buna petrol ve doğal gaz faaliyetlerinin daha geniş alanlara yayılması, yeni yollar, boru hatları, enerji nakil hatları, üretim sahaları ve depolama tesisleri eklenirse Trakya’nın arazi kullanım deseni de değişmeye başlar. Nitekim 5 Eylül 2026 tarihli acele kamulaştırma kararının kapsamı yalnızca birkaç sondaj kuyusuyla sınırlı değil. Projenin yardımcı altyapısı için de arazi kullanımına imkân veriyor. Benim “Trakya’nın geleceği tehlikede” derken kastettiğim tam olarak budur. Bir kuyunun değil, bütün bu faaliyetlerin üst üste binerek oluşturacağı kümülatif etkinin sorgulanması gerekiyor.”

 

  • Trakya Türkiye’nin önemli tarım bölgelerinden biri. Tarım arazilerinin bu tür enerji faaliyetleri için kullanılması gıda güvenliği açısından ne ifade ediyor?

 

“Burada konuştuğumuz toprak sıradan bir arazi değil. Trakya Kalkınma Ajansının bölgesel verilerine baktığımızda Trakya’nın Türkiye buğdayının yaklaşık yüzde 11’ini, ayçiçeğinin yüzde 45’ini, çeltiğin yüzde 47’sini ve kanolanın yaklaşık yüzde 54’ünü karşılayabilecek ölçekte stratejik bir tarım bölgesi olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Trakya’daki verimli tarım toprağını yalnızca o tarlanın sahibi açısından değerlendiremeyiz. Bu aynı zamanda Türkiye’nin gıda güvenliği meselesidir.

 

Enerji yatırımlarının tarım üzerindeki etkisi yalnızca sondaj yapılan birkaç dönümlük alanın üretim dışına çıkması değildir. Kuyulara ulaşmak için yollar açılır, boru ve enerji hatları geçirilir, üretim ve depolama alanları oluşturulur. Böylece büyük tarım parselleri parçalanabilir. Tarım makinelerinin hareketi, sulama ve drenaj düzeni değişebilir. Toprak sıkışabilir ve verimli üst toprak zarar görebilir. Bilimsel çalışmalar, petrol ve doğal gaz altyapısının ardından rehabilite edilen bazı alanlarda dahi toprak özelliklerinin değişebildiğini ve tarımsal verimin eski düzeye dönmeyebildiğini ortaya koyuyor.

 

Bir başka mesele de şudur. Toprağı yalnızca bugünkü ekonomik değeri üzerinden hesaplayamazsınız. Bir doğal gaz kuyusunun ekonomik ömrü belki yıllarla ifade edilir. Fakat verimli tarım toprağının oluşması yüzlerce, hatta binlerce yıllık doğal süreçlerin sonucudur. Enerjiyi başka kaynaklardan sağlayabilirsiniz. Ama kaybettiğiniz verimli toprağı aynı yerde yeniden üretemezsiniz. Gıda güvenliği dediğimiz şey de tam olarak bu nedenle stratejik bir güvenlik meselesidir.”

 

  • Kamulaştırma kararından etkilenecek çiftçiler ve arazi sahipleri açısından sizce en büyük risk nedir?

 

“Bence en büyük risk yalnızca mülkiyet kaybı değil, çiftçinin üretim bütünlüğünü kaybetmesidir. Bir çiftçiye kamulaştırılan bölümün bedelini ödeyebilirsiniz. Ancak tarlanın ortasından geçen bir yolun, boru hattının veya enerji hattının yıllar boyunca yaratacağı üretim kaybını yalnızca metrekare hesabıyla açıklayamazsınız.

 

Acele kamulaştırma kararında taşınmazların doğrudan mülkiyetinin alınmasının yanında daimi veya geçici irtifak hakkı kurulması da mümkün hale geliyor. Yani çiftçi kâğıt üzerinde arazinin sahibi olarak kalabilir fakat toprağının kullanım biçimi ciddi ölçüde sınırlanabilir.

 

Bir tarlanın ikiye bölünmesi, traktörün geçiş güzergâhının değişmesi, drenaj hattının kesilmesi, sulama sisteminin etkilenmesi ya da toprağın belirli bölümlerine erişimin zorlaşması küçük ayrıntılar değildir. Bunların tamamı tarımsal işletmenin ekonomik bütünlüğünü etkiler.

 

Bir de sosyal boyutu var. Trakya’daki tarım arazilerinin önemli bir bölümü yalnızca ekonomik varlık değildir. Aileden çocuğa kalan üretim alanıdır. İnsanlara sadece “arazinizin bedelini ödedik” diyerek bu bağı ortadan kaldıramazsınız. Kamu yararı denilen kavram yalnızca bir enerji yatırımının ekonomik getirisi üzerinden tanımlanamaz. O toprağın ürettiği gıdayı, suyu, kırsal yaşamı ve gelecek kuşakların hakkını da aynı hesabın içine koymak gerekir.”

 

  • Bir çevre aktivisti olarak sizi daha fazla endişelendiren hangisi: toprağın kaybı mı, su kaynaklarının zarar görmesi mi, yoksa orman ve habitatların parçalanması mı?

 

“Aslında bunları birbirinden ayırmak ekolojik açıdan doğru değil. Toprağı kaybettiğinizde tarımı kaybediyorsunuz. Ormanı parçaladığınızda su döngüsünü, biyolojik çeşitliliği ve yaban hayatını etkiliyorsunuz. Suyu kaybettiğinizde ise bütün sistem etkileniyor.

 

Ama mutlaka bir kırmızı çizgi söylemem gerekiyorsa benim için su ilk sırada gelir. Çünkü Trakya’nın zaten ciddi bir su meselesi var. Tarım ve Orman Bakanlığının verileri Meriç-Ergene Havzasının son yıllarda kuraklıktan etkilenen havzalar arasında bulunduğunu gösteriyor. Bakanlığın havza çalışmalarında da yeraltı suyu kullanımı ve yeraltı suyu üzerindeki baskı uzun zamandır özel olarak ele alınıyor.

 

Su kirlenirse yalnızca sondaj alanını kaybetmezsiniz. Yeraltı suyu hareket eder. Dereler birbirine bağlanır. Sulama suyu tarlaya gider. O tarladan ürün sofraya gelir. Yani suyla taşınan bir problem bulunduğu noktada kalmaz.

 

Özellikle ilerleyen aşamalarda kaya gazı üretimi için yüksek hacimli hidrolik çatlatma gibi yöntemlerin kullanılması söz konusu olursa su konusu çok daha kritik hale gelir.

Bu yöntemlerde yüksek miktarda su kullanımı, kullanılan sıvıların ve üretimle yüzeye dönen atık suların yönetimi temel risk başlıklarıdır.

Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı, hidrolik çatlatma faaliyetlerinin bazı koşullarda içme suyu kaynaklarını etkileyebildiğini ve riskin özellikle su kıtlığı bulunan alanlarda, dökülme ve sızıntılarda, kuyu bütünlüğü sorunlarında ve atık suyun uygun yönetilmemesi halinde arttığını ortaya koyuyor.

 

Bu nedenle benim yaklaşımım “toprak mı, su mu, orman mı?” şeklinde bir tercih yapmak değil. Bunların tamamı aynı yaşam sisteminin parçalarıdır. Ama suyu kaybettiğinizde diğerlerini korumanız da giderek zorlaşır.”

 

  • Trakya’da petrol ve doğalgaz/kaya gazı arama faaliyetlerinin başlaması ya da genişlemesi halinde bölgenin ekosisteminde ne tür değişiklikler yaşanabileceğini öngörüyorsunuz?

 

“Öncelikle bir düzeltme yapmak gerekiyor. Trakya’da petrol ve doğal gaz arama ve üretimi yeni başlamıyor. Bölgede yaklaşık kırk yıldır doğal gaz üretimi yapılıyor ve yüzlerce kuyu açıldı. Dolayısıyla bizim tartışmamız gereken konu faaliyetin var olup olmamasından çok, bundan sonra hangi ölçekte genişleyeceği, hangi teknolojilerin kullanılacağı ve bu genişlemenin bölgenin taşıma kapasitesi üzerindeki toplam etkisinin ne olacağıdır.

 

Faaliyetler genişlerse ilk göreceğimiz değişiklik arazi parçalanması olur. Her sondaj noktası sadece kuyudan ibaret değildir. Kuyu sahasına ulaşan yollar, boru hatları, enerji hatları, araç hareketleri, depolama sahaları ve diğer tesisler ortaya çıkar. Bilimsel literatür, bu altyapının habitat parçalanmasına, erozyon ve sediment artışına, sucul ekosistemler üzerinde baskıya ve doğal yaşam alanlarının bölünmesine yol açabileceğini gösteriyor.

 

İkinci büyük değişim su sistemi üzerinde yaşanabilir. Su çekiminin artması, yüzey ve yeraltı sularına yönelik rekabeti büyütebilir. Özellikle yüksek hacimli hidrolik çatlatmanın kullanılması halinde su ihtiyacı önemli ölçüde artar. Dünya ölçeğindeki çalışmalar, kaya gazı ve kaya petrolü üretiminin zaten su baskısı yaşayan tarım bölgelerinde tarım, ekosistemler ve diğer kullanıcılarla su rekabetini artırabileceğini gösteriyor.

 

Üçüncü etki toprak üzerinde görülür. Ağır araç trafiği, kazı, yol ve saha açılması toprağın fiziksel yapısını değiştirebilir. Üst toprağın sıyrılması ve sıkışması tarım verimliliğini etkileyebilir. Sızıntı veya dökülme gibi kazalar yaşanırsa mesele yalnızca fiziksel arazi kaybı olmaktan çıkar, toprak ve su kalitesi sorununa dönüşür.

 

Dördüncü boyut ormanlar ve yaban hayatıdır. Ekosistem açısından bazen doğrudan kesilen alanın büyüklüğünden daha önemli olan şey alanın parçalanmasıdır. Bir ormanın içinden yol geçirdiğinizde yalnızca yol kadar alan kaybetmezsiniz. Ormanın sessizliğini, yaban hayvanlarının geçiş koridorlarını, üreme alanlarını ve habitatın bütünlüğünü de değiştirirsiniz.

 

Kaya gazı veya sıkı rezervlerin üretiminde hidrolik çatlatma uygulanması halinde ayrıca kullanılan suyun miktarı, çatlatma sıvılarının yönetimi, yüzeye geri dönen üretim suları ve kuyu bütünlüğü ayrı ayrı incelenmelidir. Burada şunu da bilimsel dürüstlükle söylemek gerekir. Hidrolik çatlatmanın her uygulaması mutlaka yeraltı suyunu kirletir demek doğru değildir. Fakat bilimsel kurumlar belirli koşullarda su kaynaklarının zarar görebildiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bizim görevimiz gerçekleşmiş bir felaketin ardından nedenlerini tartışmak değil, risk ortaya çıkmadan önce önlem almaktır.

 

Ben Trakya meselesine tek tek kuyular üzerinden bakmıyorum. Tarım alanını, su havzasını, ormanı, merayı, köyü ve kıyıyı aynı harita üzerinde görmek gerekiyor. Önümüze bir kuyu geldiğinde “Bu kuyu kaç dönüm yer kaplıyor?” diye sormak yetmez. “Bu kuyuya giden yol nereden geçecek, boru hattı nereye uzanacak, su nereden alınacak, atık su nereye gidecek, aynı havzada kaç kuyu daha açılacak ve bunların toplam etkisi ne olacak?” diye sormamız gerekiyor.

 

Çünkü çevre mücadelesinde en büyük hata, her projeyi birbirinden bağımsız değerlendirmektir. Trakya’nın ihtiyacı parça parça ÇED dosyalarıyla önümüze getirilen yatırımlar değil, bütün bölgenin taşıma kapasitesini dikkate alan bir planlamadır.

 

Biz enerji üretimine karşı değiliz. Biz Trakya’nın toprağının, suyunun, ormanının ve insanının enerji politikalarının görünmeyen maliyetine dönüştürülmesine karşıyız. Enerji güvenliği önemlidir. Ama gıda güvenliği de önemlidir, su güvenliği de önemlidir, yaşam güvenliği de önemlidir. Birini sağlarken diğer üçünü tehlikeye atıyorsanız orada kalkınmadan değil, geleceği tüketmekten söz ederiz.

 

“Gidecek başka bir yerimiz yok. Kaybedecek başka bir Trakya’mız da yok.”

 

 

? Sık Sorulan Sorular

Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor! haberi nedir? +
ÖZEL HABER   Trakya’nın verimli tarlaları, su kaynakları, ormanları ve doğal yaşam alanları yeni bir tartışmanın merkezinde… Edirne’den Kırklareli’ye, Tekirdağ’dan Çanakkale’nin Gelibolu ilçesine uzanan acele kamulaştırma kararı, bölgede yalnızca mülkiyet meselesini değil, Trakya’nın geleceğine ilişkin daha büyük bir soruyu da gündeme getirdi:   Enerji arama faaliyetleri genişlerken Trakya’nın toprağı, suyu ve doğal yaşamı ne olacak? Detaylı bilgi için: Kırklar Haber
Bu haber ne zaman yayınlandı? +
Trakya’da Acele Kamulaştırma Kararı Tartışılmaya Devam Ediyor! haberi 05 Ekim 2026 tarihinde Kırklar Haber tarafından yayınlandı.
Bu haberi kim yazdı? +
Bu haber Haber Merkezi tarafından Kırklar Haber için hazırlandı.
WhatsApp Kanalımızı Takip Edin
Son dakika haberleri anında WhatsApp'ınıza gelsin
Takip Et →

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Anasayfa Akış Yazarlar Video Bildirim

Haberi Paylaş

×
Facebook Twitter WhatsApp Bağlantıyı Kopyala