

30 Mart 2023 Perşembe

Seksenlerin tam ortasında doğmuş, doksanlarda çocukluğunu yaşamış biri olarak toplumun hep kötüye gittiğini söyleyebilirim.
Bugün o günlere dönüp baktığımda tam anlamıyla özlem çekiyorum. Güzel ülkemin nasıl dönüştürüldüğünü ve insanların erdemlerini nasıl yitirdiklerini görmek çok üzücü.
“O iyi insanlar o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna insanın piçine kaldık.”
Yaşar Kemal’de demek ki benzer duygular içinde yazmış bu satırları yıllar önce.
Evet, toprağa değen kardeşliği, dostluğu iyi bilen, komşusu aç iken tok yatamayan insanlar yok artık.
Artık para için her şeyin mubah, güç için yalanların gerçek diye haykırıldığı bir cağdayız.
Oysa iyi insan olmanın şart koşulduğu, ailene ve vatanına faydalı olmanın görev adledildiği çocuklardık biz…
Aslında her şey bize empoze edilen zengin olma hayalleri ile başladı.
Filmlerde fakirlerin anneleri hayat kadını oldu ve bir tek zenginler mutlu oluyordu. Fakir ama gururlu genç olmak yerine zengin ve onursuz olmayı seçti bu hayale kapılanlar.
Almamız gereken bu kadar çok şey yoktu o zamanlar. Zengin çocuğu her gün çokoprens yerdi, fakir çocuğu haftada bir kere. Ama zenginin alıp fakirin tadına bakamadığı şeyler yoktu hayatımızda.
Ve zenginin çocuğu parmak ile gösterilmez, mahallenin akıllı edepli çocuğu örnek gösterilirdi bizlere.
Bir çocuk bile bilirdi kalabalıkta pahalı şeyler yenmemesi gerektiğini. O zamanın çocuklarından daha erdemsiz bugünün yetişkinleri…
Mahallede kimin ne sorunu varsa ortak çözüm getirilmeye çalışılırdı. Maddi manevi her şeyi paylaşırdı mahalleli sırf kokmuştur diye evde ne pişerse yakın komşulara gönderilirdi. Özelliklede çocuklu evlere…
Yazarken bile özledim o günleri.
O zamanın rüşvetleri bir çorba parasıydı. Öyle yüzlerce bin liralık saatler verilmezdi rüşvet olarak.
Tamam, o zamanda Ankara’da dayısı olanın işi çabuk olurdu. Ama Ankara’da dayısı olmayanın da imanı gevremezdi vesselam.
Artık sahip olmamız gereken o kadar çok şey var ki, sahip olduklarımızı yitirdik sırf bu yüzden. Şimdi revaçta parayı bulmak için her şeyi yapmak var. Yoksa nasıl alınacak o araba, o ev, o telefon, o dev ekran televizyon…
Mutlu olmak için maddeye bağımlı olduk. Oysa bir hormondu mutluluk, kendi içimizde salgılanan…
Kardeşin kardeşi güç için katlettiği topraklarda, bir çiçek gibi açmıştı, bir gunes gibi aydınlatmıştı karanlığı “Devrimler”.
Ve çok uzun sürmedi o cahil karanlığın sarıp sarmalaması zihinleri…
Bugün materyalizme yenilmeye yüz tutmuşsa erdemler, güce tapıyorsa eğer kendine “er kişi” diyenler…
Bugün aklın yerini hurafe, onurun yerini güç almışsa eğer!
Ve utanmadan sen mi kurtaracaksın memleketi diyorsa gafiller.
Her şeyin satılık olduğunu sanıyorsa bazı tacirler.
Bir çocuğun tecavüzüne katlanıp susuyorsa aileler.
Benim çocuğumdan üstün olmuş ise Suriyeliler!
Sömürünün düzen olduğunu bilip korkuyorsa bilginler…
Artık bizim kültürümüz yok bu topraklarda demektir.
Çünkü gelen yeni kültür sadece kendini düşünmektir.
Fark edemediğimiz şey ise bireyselleşmenin birlik olmayı yok ettiğidir. Ve bu dünyada birlik olamayan toplumlar hep yok edilmiştir.
Keşke hep o mahallede yaşasaydık, ben kombi yerine sobaya kömür taşımaya, kırk çeşit abur cubur yerine leblebi tozu yemeye, dev ekranlar yerine siyah beyaz tv’ye razıyım.
Yeter ki o iyi insanlar, o güzel atlara binip geri gelsinler…